Ulus'tan Gelen Çağrı
19 Aralık 1946 Perşembe gecesi Dedektif uyumamıştı. Saat 22.15 sularında telefon çaldığında, ahizeyi kaldırmadan önce kimin aradığını biliyor gibiydi. Komiser Savaş, kısa ve net konuştu: bir ölü, bir sürü tanık ve hiç kimsenin görmediği bir şey.
Olay yeri Ankara'da, Ankara Radyosu'nun stüdyolarının bulunduğu eski binaydı. Dışarıda Ankara'nın kuru ayazı, binanın önündeki ıhlamurların dallarını kırarcasına sallıyordu. Ses geçirmez kapıların ardından ud ve kanun sesleri boğuk boğuk duyuluyordu.
Yaşar Tezcan, 63 yaşında, bir yayın müdürüydü. O akşam herkes Cumhuriyet Bayramı'nın özel yayını için radyo binasında toplanmıştı. Toplu, güler yüzlü biriydi; saçları dağınık ve uzunca kalmıştı. Herkesin sırlarını bilen ama kendi sırlarını kimseye açmayan biriydi.
Kar, sessiz ve inatçı bir biçimde yağıyordu. Komiser Savaş, ilk bakışta olayın bir düşme kazası gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve deri kaplı not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.