Bir Telefon, Bir Ölüm
11 Mayıs 1993 Salı. Dedektif, floresan ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Pamuk duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Bartın'da, Amasra'nın kale surlarına yaslanmış eski bir pansiyondu. Kale surları gecenin içinde iki limanı birbirinden ayıran karanlık bir kol gibi uzanıyordu. Pansiyonun ahşap merdivenleri tuzlu nemden kabarmış, her basamakta ayrı bir inilti çıkarıyordu.
Sadık Gündoğdu, 69 yaşında, bir emekli kaptandı. O akşam herkes pansiyon sahibesinin doğum günü için pansiyonda toplanmıştı. Uzun boylu ve ince yapılıydı; sinekkaydı tıraş olmuştu. Kimseye kolay kolay güvenmeyen, sert mizaçlı biriydi.
Gökyüzü yarılmış gibiydi; yağmur sokakları ırmağa çeviriyordu. Komiser Pamuk, ilk bakışta olayın ani bir kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.