Kötü Haber
28 Ocak 1939 Cumartesi. Dedektif, gaz lambası ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Saraç duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri İzmir'de, Konak Meydanı'ndaki saat kulesi ve çevresindeki çarşıydı. Kemeraltı'nın kepenkleri inmiş, yalnızca bir kahvede lamba yanıyordu. İmbat körfezden esip meydandaki palmiyeleri sallıyor, martılar kulenin çevresinde dönüp duruyordu.
Hülya Çınar, 63 yaşında, bir saat ustasıydı. O akşam herkes saatçiler loncasının yıllık toplantısı için kulede toplanmıştı. Zayıf, kemikli yüzlü biriydi; saçları kısa, erkeksi bir kesimdeydi. Kimseye kolay kolay güvenmeyen, sert mizaçlı biriydi.
Gökyüzü yarılmış gibiydi; yağmur sokakları ırmağa çeviriyordu. Komiser Saraç, ilk bakışta olayın ani bir mide kanaması ya da kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve deri kaplı not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.